Çarşamba, Ağustos 23, 2006

There and Back Again..


Demiş Tolkien...

Öyle de oldu, değişiklikler devrim gibiydi. Yollar korkunçtu, zaman kısaydı, karşılaşmalar acıydı. Uçaklar kalabalıktı, babam yalnızdı, kapı kırıktı; ablam sessiz, annem ağlamak üzereydi, kumlar sıcak, löwenbräu soğuktu; Tarık'ın arabası küçük, ona doluşmaya çalışanların ghötleri büyüktü. Emrah mutluydu. Ayça mutsuzdu. Deniz berrak, denizanaları kocamandı.

Gittim ve döndüm.

Gidişim ve dönüşüm arasında zengin olan bira şirketleri var. Trip atanlar ve yiyenler var, Enerjisi kendine fazla gelen bir güneş var, yaptığım yemekleri durmadan yiyip bulaşıklarını da bana bırakanlar var. Açılan yeni yerler ve kapanan eski yerler var. Ve aldığım bir tek ders var:

Ölmeyen bir masumiyetin peşinde olan kişi, insan ya da elf, en nadir şeylerden birini arar. O çok sevdiğiniz ve bir zamanlar hayatınızı benzeştirmeye kastığınız aşk filmlerinden emin olun zamanla nefret edeceksiniz. Lazslo de Almasy ile ruhani bir birliktelik yaşayan karısı Katharine'i gören Geoffrey Clifton'u anlayacağınız bir zaman elbet gelecek. "Çekil lan birebirlerini seviyolar işte aptal it" diyemeyeceğiniz bir an gelecek. Bu herkesin kendine hizmet edeceği bir anın varlığına inanmanızla aynı zamanda olacak sanırım. Aşkların birbiriyle kesiştiğini ve verdiği zararın maneviyatla sınırlı kalmadığını göreceksiniz. Masumiyetin bedenleşmiş halleri yıkıldığında artık masum olmayan bir dünyada olduğunuzu düşüneceksiniz. Kirlilik! Öyle tiksineceksiniz ki dünyadan. Hissiz oluşunuza "cool!" diyecekler. Umrunuzda bile olmayacak.

Yine de en sonunda yok olan şey masumiyet olmayacak. Çizdiğiniz bi üçgeni karaladığınız zaman üçgen fikriyatını yokedemeyeceğiniz gibi,

Masumiyeti de öldüremeyeceksiniz. Savaşacak bir şeyler hep olacak.
nasiliz?
Tane bira ictim bugun..