Vinmonopolet

Özgür bir ülkedeyim.
"Siz özal dönemi çocuğusunuz hakkınızı savunamıyosunuz, apolitiksiniz vır vır mıy mıy" gibi şeyler çok dendiği için bana vaktiyle işin teorisi üzerine düşünmüş bireysel özgürlükler, sosyal haklar, sözleşmeler üzerine kafa yormuştum. Yorulmuştum işin özü.
24 senede gördüğüm anladığım toplum içinde özgürlük kavramının bir başkasının yaşam alanına haklarına falan tecavüz etmeden kendi yolunda ilerlemek olduğunu farkettim. Kalabalıkta başkasına çarpmadan yolunda yürümeye çalışmak ve hareket serbestisi bulduğun alandan mutlu olmaya çalışmak gibi geldi bu biraz düşününce. Sonra kişisel haklarını önlerine sürdüğün diğer insanların sayısı beşten ondan on milyonlara çıktığında bu milyonluk kümelerin de bir takım hakları olabileceği akla geldi. Onun hakkı için bunu öldürmek "mantıklı", bunun hakkı için şunu hapsetmek "yararlı" oldu. Devasa bir iyilik için göze alınan minik kötülükler yapa yapa asla masum kalamadık. Doğa bildiğini okudu ve güçlü olan orada kalmaya devam etti.
Norveç bu bağlamda özgürlüğün bokunu çıkarmış bir yer. Tanımını da yapayım: kendi özgürlük alanınız genişlediği zaman özgürlüğün boku çıkmış oluyor. Ama bu eylem, alanın yüzölçümünün eskisine oranla daha büyük bir değer taşımasından değil, alanın genişliyor olmasının diğer insanları vahşi bir kibarlık içine sokmasından kaynaklanıyor. Diğer bir insanın özgürlük alanına yaptığınız en ufak müdahale en sert şekilde karşılık buluyor. Sigara içilmemesi gereken bir yerde boş bulunup sigara yakan birini herkes uyarmak yerine şikayet ediyor misal. Hız yapan bir şöför "üzgünüm dikkat etmedim" diyemeden uğrunda 4 yıl harcadığı ehliyetini kaybediyor. Acımasızlık ve empati eksikliği kibarlık ve canayakınlıkla ne kadar içiçe olabilir... Bunu anlamak için burada bir süre bulunmak gerek sanırım.
Daha boku çıkmış bir örnek başlığımızın konusu.
Vinmonopoletler, Norveçte %5'in üzerinde alkol içeren herhangi bir içeceğin alınabileceği tek adres. Norveç toplumu dünyanın en okuryazar, en aklıbaşında, en güzel, en estetik en aydın kesimi olup nasıl en alkolik olabilir diye düşününce vinmonopolet kavramının gereğini biraz anlar gibi oluyoruz. Burası şık bir dükkan. Haftaiçleri saat 18:00'e, Cumartesileri ise saat 15:00'e kadar açıklar. Pazar günleri içki satışı yok. İçeri girip sıra alıyorsunuz. Sıra size geldiğinde efendi gibi kalkıp hangi içki türünü istediğinizi, ne içeceğinizi tezgahtara anlatıyor raftan çok fahiş fiyatlara içki seçiyorsunuz. O kasanın ardındaki elfler dünyadaki her içkiyi biliyorlar. Neyle ne içilir, hangi meze neyin yanına gider, kalimantan'da yerliler neyle kafayı bulur size her şeyi anlatırlar. Sonra kocaman fosforlu yeşil turuncu Vinmonopolet torbanıza içkilerinizi koyar ve gülümseyerek sizi gönderir. Sokaklarda içki taşıdığınız herkesçe böylece anlaşılır. O gün içeceğiniz hemen yayınlanmış gibi olur. Şimdi sorun nerde?
Şurda, devlet insanı kendisine karşı korumaya kalkarsa ne olur. "İstediğim kadar içerim ulağn derttliyim ühüh" derseniz Norveç hükümeti evet haklısınız içmek de sizin hakkınız diyerek şok olacaktır. "E" demişler "madem her hakkın bokunu çıkardık, milletin kendini alkolik yapmasının yolunu açtık" (çünkü her şey çok güzel/düzenli olursa insanların gay veya alkolik olmaya eğilimleri vardır bakın şuraya yazıyorum) "olabilecek en yumuşak kısıtlamaya giderek alkol satışını tekele alalım. Alkolü yalnız biz kendi kurallarımızla satalım" Evet, güzel düşünmüşsünüz demek istiyorum ama Norveçte bira hariç herhangi bir içkiyi içebilmenin nasıl bir uğraş gerektirdiği hiç akla geliyor mu? Öncelikle hastanede tedavi olmayı beklermiş gibi sıra alıyorsunuz. Aslında size bir sorununuz olduğu burada betimleniyor. Sorununuzu çözmek için bekliyorsunuz. Alkolik demek istiyorlar size kısaca. "Bakın" diyorlar, "Vinmonopolette 6.5 dakikadır bekliyor, alkole bu kadar ihtiyacı var ne yazık"
Ardından alkole ihtiyacın en yoğun olduğu bir zamanda köşedeki markete gidip herhangi bir şişeyi sardıramıyorsunuz. Alkole hayır ihtiyacım yok. İçmekten (blogu incelerseniz görürsünüz özellikle biradan) hoşlanıyorum. Gerçi şimdiye kadar da "ölüyorum içecemmm" dediğim anlar pek olmadı. Ama 3. dünya ülkesi diye düşünülen Türkiyede bu açıdan kendimi daha rahat hissettiğim de aşikâr. Alkolik olabilmenin ve kimseye hesap vermemenin özgürlük alanımı güzel bir şekilde açtığı da burdan ortaya çıkıyor olabilir. Belki insanlar diye düşünüyorum bu kadar özgür olmak istemiyorlardır.
Norveç kralı olsam, adım da Haakon olsa, nüfusunun toplamı taksimle beşiktaş kadar insan olan bir ülkede krallık yapsam. Ülkemdeki insanlar dünyanın en zengin, en güzel, en entel, en en en leri olsalar. Ama kendilerini alkole verip bir hafta sonra evlerinde ölü bulunsalar.. Sanırım aynı kanunu çıkartırdım. Kaldı ki bu Norveçe özgü bir şey değil. İsveçte Systembolaget, Finlandiya'da ise Alko aynı işlevi üstlenmiş durumda.
Burak Oder hocam bir şekilde burayı görür ve okursa şunu anlatmak isterdim, idarenin kamu yararı gözeterek onların ucuz ekmek alabilmesi için fırınlar satış mekanları açması doğrudan bu amaca yönelik evet. Ama onların alkolik olmaması için Oslo'nun ortasında (73 adet Vinmonopolet açmışlar sanırım) binaları kamulaştırıp alkol satışı yapan dükkanlar açması işin her alanda bokunun çıkmasından başka bir şeyle açıklayamıyorum. İdare kamunun alkolizmle tehdit edildiğini düşünecek de, tüm içkileri fiyat, reklam ıvır zıvır olarak standardizasyona tâbi tutacak da. Alkolün alınmasını zorlaştıracak her türlü engeli bizzat devlet eliyle sağlayacak da, daha kısıtlı satışı gerçekleştirmek için abartmıyorum %21 vergi alacak da yok artık ali sami. Yapacak işi kalmayan idare sorunsalını tartışmak için ne güzel örnek yapmış adamlar.
Ha bir de Vinmonopolette satılan ürün alkolüne göre fiyatlandırılmıştır. Bacardi 151 listenin en tepesinde liderliği tuvalet ispirtosuyla paylaşırken, halis Chatêau'lu Bordeaux şarapları diptedir. pek fransız şarabı bulamazsınız bu yüzden Vinmonopolette. Böyle de garip bir yer.
girin gezin http://www.vinmonopolet.no/

