Ne kadar zor şimdi buraya bişi yazmak.
Hayattan çok fazla bir şeyler öğrenmiş gibi "ben 25 (yazıyla yirmi beş) sene gördüm ohohoy" demek çok saçma geliyor. Bugün biraz deneyerek 25 yılın her senesine ait bir şeyler anımsamaya çalıştım. Önemli olayların olduğu günleri hatırlaya hatırlaya evet, bu süre içinde ne yaşadığımı biliyorum. Günlük tutmanın da güzel tarafı burada sanırım. En erken bir şey hatırlayabildiğim zaman ise 1984 yılı. 1984'ten 1985'e geçtiğimiz yılbaşı gününü birkaç kareyle anımsıyorum. Jandarma lojmanında kapı komşumuzda kutlama yaptığımızı ve trt 1'in siyah beyaz görüntülerinde geri sayım sonucu 1984'ün gidip 1985'in geldiğini hatırlayabiliyorum. Nasıl bilmiyorum ama iki buçuk yaşımı hatırlıyorum işte.
Çeyrek asır be. Öh. Yine de her şey tam olmamış gibi geliyor. Verdiğin bir sınav kağıdında bir şeyleri eksik yaptığını hatırlamak gibi. Geriye dönemiyorsun. Tekrar 18 yaşımda olmayacağım mesela. Her şeyi on sekizimdeki gibi boş vermek isteyeceğim, belki biraz lükse kayıp bir şeyleri boş da vereceğim ama içim içimi yiyecek. Rahatsızlık duyacağım herhalde çünkü artık babamın evlendiği yaştayım.
Aynaya baktığımda yorgun gözler görüyorum artık. İstediğinden daha fazlasını okumuş gözler. Tek bir salak sınav için 800 sayfa kitabı okudukları da oldu. Annesinin gençliğini hatırlayan gözlerim var, babasının bulunduğu köye jandarma eskortuyla giderken kendisine uzatılan nazi tabancasını gören gözler bunlar. Doğudaki sefilliği, çürümüşlüğü ve rezilliği gören gözler.
Karadenizin koyu yeşil adamın gırtlağını sıkan ormanlarında gri gökyüzleri gördüm çocuk halimle. Hayatımın çoğu otobüslerde geçti. Bir ucu Sinop bir ucu Elazığ diğer ucu İzmir İstanbul Adana olan bitmeyen yolculuklar. Sarı ovalar, çorak topraklar, delirten beyazlıklar ve sakin mavilikler gördüm. Hep bir şeyler kovaladım. Kovalamayı bilmediğim zamanlarda kovalayanların çocuğuydum çünkü. Aynı şehirde 4 sene kaldığımız olmadı ki. İnsanları tanıyacak zamanım da olmadı, kimbilir belki hevesim de.
"Büyüdün artık" dediklerinde, onlar dedikleri için kendimi büyümüş saydım. Bir önceki seneden ne farkım vardı ki. Karar vermekse eğer o büyüklük, hala çocuk değil miydim? Öğrendiğim şeyler birbirinin zaten aynıydı. Metal, soğuk ve ölüme yarayan şeyler. Bir de sevmeyi öğrenmiştim kendiliğimden. Çok salak, çok yabancı ama fazlasıyla sahiplendiğim bir şeydi. Yüzümü çevirdim doğudan ve "bilgi" yazdım o kağıda. Ne hukuk okumaktı amacım ne de avukat olmak. Sadece istanbula gelesim vardı. O da neden bilen yok.
Sonra kelimelerin gücü girdi hayatıma. Yirmi üç mevsim geçmiş ne garip. Tolkien kitaplarında aradıklarımı buldum. İçimde doğan ama ifade edemediklerimi buldum. Dünyada hep olmasını istediğim ama hiç bulamadıklarımı buldum. İyi ve kötüyü karşımda "nizâsız ve fâsılasız" olarak görmekti isteğim. Bir şey hakkında tereddüde düşmeden kötüler ve iyileri keskin bir ahlak anlayışıyla ayırmaktı. Böyle bağlandım "Usta" nın dünyasına. Soylu sözlerine, gururlu karekterlerine böyle tutuldum. Hala elime başka bir kitap aldığımda beni o okuduklarımdan daha ileriye götürmez ve ben de o alakasız kitabı okumakla iyi bir ticaret yapmadığımı; geçen zamana değmediğini düşünürüm.
Geçen 3 yıl boyunca "Noldor" eğitimimi darmadağın etti. Ama adil bir süreç sayıyorum ben bunu. Bu ultima online guildinin benden aldığı zamanı parayı ve güveni, tanıdığım muhteşem insanları bana kazandırarak verdi. Anglachel'e lord payesi ekledi Noldor. Sorumluluğa, başında olmama rıza gösterdi. Beni onurlandırdı. Hızlı karar vermenin insanları ölüme ve yaşama götürdüğünü bana öğretti. Ateş ederken (ok atarken daha doğru olabilir) ve karar verirken yanılmamam gerektiğini gösterdi. Öyleydi ki, yaptığım hatalardan insanlar birbirine düşüyor, husumetler doğabiliyordu. Oldukça hoş ve zor bir deneyimdi.
Sonrasında bugüne dek boş günleri, Anathema'yı, yıldızları, hatırlaması yürürken gülümsememi sağlayan mutlulukları, dikili'deki yazlık evi, son mutlu günleri, ailemin dağılmasını, akrabalarımın ölmesini, ailemin parçalanmasını, okulumun hala sürecek kadar uzamasını ve emin olun bu saydıklarımdan daha kötülerini gördüm. Aynaya baktığımda kendimi tanımakta zorlanıyorum artık. "Neler oldu sana?" diyeceğim biri bana bakıyor.
Bugün benim doğum günüm. Artık büyüdüğümü hissediyorum. İçim geriye dönüp bakmak için kan ağlıyor. Ama büyümenin geriye dönüp bakmamaktan ibaret olması da can yakıcı. Artık planlar var. Bitirilmesi gerekenler, yapılması gerekenler, teslim edilmesi gerekenler.
"Hissedenlerin değil bilenlerin klübüne hoş geldin" diyor karanlıkta göremediğim biri. Klüpten içeri giriyorum. Orta parmağımı kendisine göstererek..